Ocak ayı sonunda, TCMB Başkanı "küresel piyasalardaki dalgalanmaların ortasındayız. Her an için sürprizle karşılaşabiliriz. Herkes ihtiyatlı olmalıdır, hesabını kitabını ihtiyatla yapmalıdır" uyarısında bulundu. Çünkü; ABD ekonomisinde; emlak sektöründeki aşırı ve kontrolsüz bir büyüme süreci sonrasında, piyasaların konuta doyması neticesinde ortaya çıkan emlak arz fazlası nedeniyle işler tersine döndü ve ABD ekonomisi krize girdi. Kontrol altına alınamayan bu krizin küresel krize dönüşme riski uzmanlarca sürekli olarak vurgulanıyor.
ABD Ekonomisindeki Kriz ve Küresel Kriz Riski
Gerçekten de ABD ekonomisinde krizin kaynağı olarak gösterilen inşaat ve konut sektöründe ekonomik göstergeler hızla kötüye gidiyor, istihdam azalıyor, işsizlik artıyor. Borsa endeksleri düşüyor, perakende sektörde talep daralıyor, ABD ekonomisi durgunluk içine giriyor, fiyatlar ve karlar düşüyor, enflasyon artıyor, ekonomik büyüme azalıyor, ABD Doları değer kaybediyor. Başta konut kredileri ve borçlar geri ödenmiyor, bankalar tarihi büyüklükte zararlar açıklıyorlar. ABD'de konut fiyatları yaklaşık %30 oranında düşmesine rağmen, konut satışları %26 oranında düştü. Sektörde ucuzluk rağbet görmüyor! FED'in peş peşe faiz oranlarında indirim yapması, sorunu çözmek bir yana kontrol altına almakta dahi yetersiz kaldı. "ABD ekonomisi öksürse, diğer ülke ekonomileri grip olur yatağa düşer" sözü doğruysa ki; amprik olarak doğrudur, hepimiz sıkı duralım ABD ekonomisi zatüre oldu ve yatağa düşmek üzere! ABD ekonomisindeki üretim dünya üretiminin üçte birine eşit ve ABD ekonomisindeki büyümenin dünya ekonomisindeki büyümeye katkısı %50 seviyesinde. Küreselleşme; entegre olmuş ulusal ekonomiler ve piyasalar demektir.
ABD'deki krizin küresel krize dönüşmesi riski ve bankaların tarihi zararlar açıklaması karşısında; küresel piyasalardaki sıcak para ve sermaye NewYork, Londra gibi finans merkezlerine zorunlu dönüş yapıyor ve yara sarıyor. Bu nedenle, ulusal ekonomilerden sermaye çıkışları başlıyor, uluslararası piyasalarda görülen likidite bolluğu dönemi sona eriyor, ulusal ekonomilerde borsa endeksleri düşüyor, talep azalıyor, sanayi üretimi yavaşlıyor, sermaye yeniden "kıt kaynak" haline geliyor. Bunun anlamı; dış finansmanın maliyetinin daha çok artması. Devletler, şirketler ve tüketiciler için "aşırı borç alma sendromu" ile "risk yönetim zaafı" kriz tehdidine dönüşüyor. Dış ticaret açığı rekorları kıran, ürettiğinden daha çok tüketen, dış borçları rekor seviyede olan, döviz rezervleri yetersiz kalan ülkelerin dış borç geri ödemeleri aksamaya başlıyor ve devalüasyon baskısı artıyor. Bu baskı; devalüasyon, durgunluk, enflasyon, işsizlik sarmalına dayalı kriz riski yaratıyor. Sorun bununla da bitmiyor. ABD Dolarının diğer paralar karşısında sürekli değer kaybetmesi, ABD Doları ile işlem gören ham petrol fiyatlarının nispeten ucuzlamasına, dolayısıyla petrol üreten ülkelerin petrol gelirlerinde azalmaya neden oluyor. Bu gelir azalmasını telafi etmek ve kendi ekonomileri üzerindeki enflasyonist baskıyı kırmak için petrol üreten ülkeler, özellikle de Körfez Ülkeleri, kendi ulusal paralarını ABD Dolarına endekslemekten vazgeçmeye ve petrol fiyatlarını artırmaya hazırlanıyor. Bunun anlamı ise, ham petrol fiyatlarının ve ulusal ekonomilerin petrol faturalarının en az %20 oranında artması. Yapılan bir araştırmaya göre, ham petrol fiyatlarındaki %10'luk bir artış; petrol üreten ülkelerin gelirlerinde yaklaşık 150 milyar Dolarlık bir artışa karşılık geliyor. Kısacası, dünya refah dağılımı değişiyor. IMF ve Dünya bankası fazla mesaiye hazırlanıyor.
Bütün bu gelişmeler olurken, Davos Zirvesindekiler dahil, uzmanlar: 2008 yılında dünyada barış, istikrar, ulusal güvenlik, refah, insan hakları ve demokrasi ihlalleri, çevre kirliliği, iklim değişikliği, içilebilir su ve gıda kıtlığı, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği, küresel terör, nükleer yarış konularının en önemli gündem maddeleri olacağı konusunda hatırlatmalarda bulunuyor. İngiltere Başbakanı yaptığı bir açıklamada küreselleşmenin güce, baskıya ve zora dayalı bir enternasyonalizme dönüşmesi ihtimalinin altını çizdi. Kısacası, 2008 yılı ekonomik, sosyal, mali hatta her bakımından zor bir yıl olacağa benziyor. Piyasaların her sorunu çözebileceğine inanmak ise, gerçekçi değil!
Türkiye'de Konut Sektörü ve Ekonomimize Etkileri
ABD Ekonomisinde krizi ortaya çıkaran gelişmelerin benzerlerini Türkiye ekonomisinde de görüyoruz:
Türkiye konut talebi ve arzında hızlı talep artışlarının olduğu bir süreçten geçti. Bu süreç, tüketici (konut) kredilerinden ve TOKİ projelerinden destek buldu. Konut sektörü çok iyi, karlı ve canlı bir dönem yaşadı. Bu durum, inşaat şirketlerini daha çok konut üretmek için teşvik etti ve konut arzı daha çok arttı. Buna karşılık, tasarruflarını konut yatırımlarına dönüştüren, konut ve otomobil kredileri kullanan, kredi kartları borçları olan ve taksitli satışlardan istifade eden, yeterli tasarrufları bulunmayan aileler ve büyük tüketici kitleleri daha fazla konut talep edemez hale geldi. Tüketicilerin satın alma güçleri ve imkanları daraldı. Piyasa bir anlamda konuta doydu ve konut arz fazlası ortaya çıktı.
Türkiye'de tüketici kredileri toplamının Şubat 2008'de; yaklaşık 68 milyar YTL olduğunu ve bunun yarısına yakın kısmının konut kredileri olduğunu, kredi kartı borçları toplamının ise, yaklaşık 27 milyar YTL olduğunu hatırlayalım.
Konut sektöründe yaşananlar, genel ekonomideki gelişmelerden bağımsız değil:
Ürettiğimizden daha fazlasını tüketiyoruz, gelirimizden daha fazlasını harcıyoruz. Aradaki farkı borçlanma ile finanse ediyoruz. Cari açık, bütçe açığı ve borçlarımız bunun en büyük göstergesi.
Kağıt üzerindeki enflasyon oranı ile "evdeki" enflasyon oranı aynı mı?
YTL'nin aşırı değerlenmesi; ücretlerin ve maaşların satın alma gücünü arttırdı ve göreceli bir refah etkisi yarattı. Ancak, YTL'nin aşırı değerlenmiş olması sürekli büyüyen dış ticaret açıklarının da temel sebebi.
İhracat artışlarının temel nedeni, ekonomideki verimlilik artışları değil. Geçtiğimiz bir kaç yıl içinde uluslararası piyasalarda görülen likidite bolluğu ve göreceli olarak düşen mal fiyatları ihracat artışları yarattı. Dünyada bu dönem sona ermiş durumda.
Artan dış ticaret açığı, yüksek faizle davet edilen yabancı sermaye (sıcak para) ve dış borçlar ile finanse ediliyor. Toplam borcumuz milli gelirimiz ile yarışıyor. Rezervlerimiz büyük ölçüde gerçek tasarruf artışlarına değil, borçlanmaya ve yabancı sermaye (sıcak para) girişlerine dayanıyor. Rezervlerin ağırlıklı olarak ABD Doları cinsinden olması; ABD Dolarının tarihi ölçüde değer kaybetmesi karşısında kritik önemdeki bir konu.
Türkiye ekonomisi gibi bir ekonomi için bu göstergeler yeteri kadar önemli göstergelerdir.
Türkiye'de bu gelişmeler olurken, iç dinamikleri farklı olsa da, ABD ekonomisi emlak sektöründeki aşırı büyümenin tersine dönmesi ile benzeri gelişmelerden dolayı krize girdi. Emlak sektörünün aktörlerinin; arsa sahipleri, inşaat şirketleri, taşeronlar, kredi veren bankalar, inşaat malzemelerini üretenler ve ticaretini yapanlar, çalışanlar ve konut alanlar, özellikle de borçlanarak konut alanlar (tüketiciler) olduğunu, ekonominin genelindeki gelişmeleri, petrol fiyatlarındaki artışları ve etkilerini dikkate aldığımızda; ekonomik krizin küresel piyasalarda ve ulusal piyasalarda genişleme ve yayılma riskinin büyüklüğünü ve önemini açıkça görebiliriz.
Küresel Kriz, Firmaları, Sektörü ve Ekonomimizi Nasıl Etkiler?
Konut sektöründeki mevcut dalgalanma, sorunların derinleşmesiyle beraber inşaatların, inşaat harcamalarının ve emlak satışlarının hızla azalmasına neden olur. Emek-yoğun bir sektör olması sebebiyle istihdam deposu olan inşaat sektöründe işler tersine döner ve işsizlik artar. Ciddi inşaat maliyetleri ile bir-iki yılda üretilmiş olan konutlar satılamazsa, inşaat şirketlerinin işi ve zaten kısıtlı olan finans yapıları zora girer. İyi lokasyondaki lüks ve pahalı konutlar hariç, konut fiyatları düşmeye başlar. Yüksek fiyatlardan konut yatırımı yapmış olan konut sahipleri zarar ederler, kötü yatırım yapmış, tasarruflarını kısmen kaybetmiş olurlar. Kolay konut kredisi vermiş olanlar tahsilat güçlüğü çekmeye başlarlar. Bu gelişmeler, satın alma gücündeki daralma perakende sektörünü (dayanıklı dayanıksız tüketim malları, moda, hazır giyim, tekstil, kişisel bakım ürünleri, kırtasiye, süpermarketler, alış-veriş merkezleri) ve buna bağlı olarak başta otomotiv ve sanayi üretimini daraltır, ekonomik durgunluğa neden olur. Ekonomik durgunluk; hepimizin yoksullaşması ve kaybetmesi anlamına gelir.
Küresel kriz; bir anlamda doğal seleksiyon demektir. En çok, tedbirsiz yakalananları, borçlu olanları, sermayesiz sermayedarları, geçim sıkıntısı çekenleri ve yoksulları vurur. Kıt kaynak haline gelen küresel sermayenin kullanım maliyetlerinde (dış kredi faizlerinde) artışa neden olur. Aşırı borçlanarak refah satın alınmıyor! Bu noktada, Güney Kore örneğini ve Prof. Fukayama'yı iyi okumakta yarar var!
Ne Yapılmalı?
Gelecek ve gelecekteki riskler bekleseniz de gelir, beklemeseniz de!
Bu nedenle, kriz var mı, yok mu, olur mu, olmaz mı? tartışmaları yerine; birikimlerimizi korumak için, öncelikle kendi yaşadıklarımızdan, ABD'de yaşananlardan ve diğerlerinin deneyimlerinden gerekli dersleri çıkarmak, "sığınaklarımızı" hazırlamak zorundayız. Ekonomideki "hava raporlarına" ve "trafik işaretlerine" uymak gerekir. Bu kapsamda; risklerden uzak durmak, gereksiz harcamaları kısmak, mali gücü aşan gereksiz yatırımlar yapmamak, mecbur kalmadıkça borçlanmamak gerekir.
Şirketlerin profesyonel ve kurumsal olan risk, kriz ve performans yönetim grubu kurmaları, işlerin büyümesine katkısı olmayan veya az olan varlıklarını elden çıkararak daha çok likit hale gelmeleri, başta kur riskleri olmak üzere tüm risklerini olabildiğince minimize etmeleri gerekir.
Hem inşaat firmalarının, hem arsa sahiplerinin, hem konut kredisi verenlerin hem de konut alanların henüz başlamış veya başlamamış konut projelerini yeniden gözden geçirmeleri, erteleme, durdurma ve iptal seçeneklerini dikkate almaları gerekir. Kriz ortamında, bu dört gruptan biri kaybederse, diğerlerinin de kaybetmesi muhtemeldir. İleride daha büyük risk ve zararlar varsa, zararın neresinden dönülürse kardır. Dimyata prince giderken, evdeki bulgurdan da olmamak gerekir.
Açılmış kredilerin vadelerinde ve geri ödeme planlarında iyileştirmeler yapılması kolaylaştırılmalı ve açılacak kredilerde geri ödeme gücü özellikle dikkate alınmalıdır.
Ekonomik durgunluk ile mücadele etmek ve sektördeki, ekonomideki nakit ihtiyaç ve sıkışıklığını gidermek, risk ve zararları minimize etmek için Hükümetin vergi ve SSK primi oranlarını ciddi biçimde indirmesi, vergi ve SSK borçlarını ertelemesi, part-time istihdamı teşvik etmesi gerekir. Ayrıca, kilit önemdeki sektörler için seçici bir teşvik ve destek politikası izlenmesi gerekir.
Unutmayalım ki; geceler gündüzleri, gündüzler de geceleri izler! Günün sonunda önemli olan, karanlığın sizlerden neleri aldığı, aydınlığın ise, sizlere neler kattığıdır.
Murat TENEKECİOĞLU