| Küresel Kriz ve Şirket Yönetim Politikaları |
|
|
|
KÜRESEL KRİZ VE ŞİRKET YÖNETİM POLİTİKALARI Aslında dünya aynı sorunları konuşuyor ve benzer sorunlara çözümler arıyor. Türkiye'de işgücü maliyeti ve çevre yatırımları için sağlanan esneklikler dolayısıyla çevre maliyetleri düşük olmakla birlikte, enerji ve ulaşım maliyetleri hala yüksek ve TL'nin değer kaybı ithal girdiler ile ithal malların fiyatlarının artmasına neden oluyor. Tüketici kredilerindeki ve tüketim eğilimindeki azalma da tüketim kalıplarını ve tüketici tercihlerini değiştiriyor, başta alış-veriş merkezleri, süpermarketler, tüketim malları tedarikçileri ve perakende sektörünü zorluyor. Karları düşüren fiyat indirimleri ve satış promosyonları sektörün canlanması için yetersiz kalıyor. Talebi canlandırmanın en önemli araçlarından biri olan reklamın ve reklam harcamalarının pazarlama faaliyetleri içindeki önemi azalıyor. Şirketler kriz ortamında reklam harcamalarında kısmen kısıntı yapmayı tercih ediyor. Sorunlar zinciri; toptancılar üzerinden üreticilere, üreticiler üzerinden de tedarikçilere kadar uzanıyor. Mali kriz, finansman maliyetlerindeki artış, tüketici kredilerindeki ve taksitli satışlardaki daralma, satın alma gücündeki azalma gibi nedenlerle otomotiv sektöründeki ciddi daralma sebebiyle birçok otomobil üreticisi faaliyetlerini geçici olarak durdurmuş durumda. General Motors'un dahi durumu gözler önünde. Sözkonusu daralma; otomotiv sektörüne girdi sağlayan çelik sanayi gibi alt sektörleri ve zincirleme olarak daha alt sektörleri de etkisi altına almış durumda. Yedek parça üreticileri, toptancıları, ikinci el otomobil piyasası da talep daralması sebebiyle sıkıntı içine giriyor. Aynı nedenlerle benzeri sorunlar, inşaat sektörü ve sektöre girdi sağlayan alt sektörlerde de görülüyor. İmalat sanayinde kapasite kullanım oranları ve üretim seviyesi sürekli olarak düşüyor, buna karşılık finansman maliyetleri ve işten çıkarmalar artıyor. Ulusal paraların değer kaybetmesi sebebiyle ithal ara girdiler daha pahalı hale geliyor ve imalat sanayinde maliyetler artıyor. Artan maliyetler, azalan rekabet gücü, ihracat piyasalarındaki daralma, ucuz uzak doğu menşeli mallar ve rekabet; imalat sanayini olumsuz etkiliyor. Küresel mali krizin bu ve benzeri "ithal" ve/veya "yapısal" zincirleme etkilerini hemen hemen her sektöre kadar uzatmak mümkün. Küçük ve orta ölçekli işletmeler ile dövzi cinsinden borçlanmış olan şirketler küresel krizin etkilerini çok daha şiddetli hissediyor. Küresel mali kriz; alıcı ve satıcı sarmalı içinde adeta bir domino etkisi ile yavaş yavaş şirketlerin alım, satım, üretim, tahsilat, ödeme, istihdam güçlerini, imkanlarını, piyasa konumlarını, karlılıklarını, mali/nakit durumlarını, rekabet güçlerini olumsuz olarak etkiliyor. Durumları ve işleri bugün için iyi olan şirketler dahi dışarıdan dalga dalga gelen bu olumsuz koşul ve etkilere karşı stratejik tedbirler alıp, direnmeye çalışıyorlar. Bu tedbirlerin doğruluğundan ve uygulanabilirliğinden, en iyi çözüm olacağından veya varolan iyimserliklerin haklılığından ne kadar emin olunabilir? Küresel mali krizin derinliğini, süresini ve etki alanlarını biliyor musunuz? Küresel krize karşı şirket yönetim politikalarının dünya uygulamalarına baktığımızda; şirketlerin işletme sermayelerini artırmak, personel çıkarmak, genel yönetim giderlerini azaltmak, üretim maliyetlerini düşürmek, iş süreçlerini iyileştirmek ve verimlilik artışları sağlamak, alım-satım sözleşmelerini gözden geçirmek, yatırımları durdurmak, çevre ve sosyal sorumluluklar ile ilgili maliyetlerini azaltmak, Ar-Ge çalışmalarını nispeten yavaşlatmak, borçları yeniden yapılandırmak, faaliyetleri geçici durdurmak, kapasite ve stok ayarlamaları yapmak, rasyonel hareket etmek, yeniden yapılandırma, hükümetlerin sağladıkları her türden destek ve teşviklerden en iyi biçimde yararlanmak gibi politikalar izlediklerini, bazı şirketlerin de krizden karlı çıkmak gibi iyimser bir beklenti içinde olduklarını gözlemliyoruz. Ancak, buna rağmen, her gün yeni şirketler riski daha fazla hissediyor, zor duruma düşüyor, bazıları iflas bayrağı çekiyor. Dünyaya baktığımızda; bir çok dev şirketin dahi "can pazarında" olduğunu görüyoruz. Neden? Küresel kriz ortamında şirketler, ortaklar ve yöneticiler için temel sorun; değişen makro ve mikro ekonomik çevrede, değişen koşullara güvenli biçimde uyum sağlayarak, doğru kararları alabilmek ve doğru politikaları daha fazla vakit kaybetmeden uygulayabilmektir. Bunun için ‘krizin doğru yol haritası' özel önem taşıyor. Yanlış yol haritasının şirketleri, ortaklarını ve yöneticilerini istenmeyen yerlere götüreceği apaçık ortada. Şirketi doğru harita üzerinde yanlış konumlandırmak da; kriz döneminde kaynakları israf etmek anlamına gelir. Bu nedenlerle, şirketler bir yandan mali yapılarını güçlendirmek veya en azından zayıflatmamak, bir yandan rekabet güçlerini artırmak veya en azından zayıflatmamak, diğer yandan da ekonomik çevreden gelen olumsuz etkileri telafi etmek gibi üç yönlü ciddi bir baskı ve bu baskıdan kaynaklanan tehdit altındalar. Ne zamana kadar? Durgunluğun/deflasyonun ardından gelecek, ters yönlü enflasyonun ‘tsunami' etkisi günü kurtarma peşinde olan şirketleri nasıl tehdit edecek? Kriz sırasında ve sonrasında; şirketlerin içinde bulundukları sektörlerde ortaya çıkacak konsolidasyon; oligopolistik yapı, daha büyük ölçekli ve daha düşük maliyetli rakipler ile rekabet zorluğunu da unutmamak gerekiyor. Kriz, teknolojik gelişme, işletme sermayesi yetersizlikleri ve rekabet ile bunların birleşen etkilerinin; tüm sektörlerde yapısal değişikliklere neden olması bekleniyor. Kriz dönemleri sonrasında genellikle, ayakta kalan büyükler daha büyük, küçükler de daha küçük hale gelir. Bu nedenle, tüm sektörlerdeki küçük işletmeler, bireysel işletmeler, imalatçılar, vb ihtisasa yönelmedikleri ve ortak menfaatleri çerçevesinde birleşerek sinerji yaratamadıkları sürece; geleneksel yapının zayıf temsilcileri durumuna düşmek veya 'yok olmak' riski ile karşı karşıya. Her şirketin durumu, mali yapısı, piyasa konumu, rekabet gücü farklı olduğu için kısa, orta ve uzun dönemdeki politikaları da doğal olarak farklı olmalıdır. Ancak, şirket ortaklarına mutlaka optimal bir "exit" stratejisi oluşturmalarını ve dikkate almalarını öneriyoruz. Gerekli olduğu halde; zamanında düşünemedikleri, zamanında uygulayamadıkları bir "exit" stratejisi için ileride çok üzülebileceklerini hatırlatmak isteriz. Piyasadaki iş adamları daha kötüyü tercih etmezler! |
| Sonraki > |
|---|